FİLİSTİNTEMEL GÖSTERGELERTARİHİBARIŞ SÜRECİİNSAN HAKLARIDİRENİŞ ÖRGÜTLERİŞAHSİYETLER

BARIŞ SÜRECİ:

BİRİNCİ İNTİFADA

II. AKSA İNTİFADASI

II. AKSA İNTİFADASI:

Suudi Barış Planı

Ortadoğu Yol Haritası

Alternatif Girişimler

Yol Haritası Sonrası

Genel:

FİLİSTİN

FIHRIST

ÖNSÖZ

BÜLENT YILDIRIMIN TAKDİMİ

YASER ARAFATIN TAKDİMİ

GİRİŞ

SONUÇ

KRONOLOJİ

KAYNAKÇA

İTHAF

Yol haritasının kabulunden sonraki gelişmeler

D. Yol Haritası’nın Kabulünün Ardından Yaşanan Gelişmeler
Filistin’in seçilmiş başkanı Arafat’ı saf dışı bırakmayı arzu eden ABD ve İsrail ikilisinin baskıları sonucu Arafat, Mahmud Abbas’ı 19 Mart 2003’te ihdas edilen başbakanlığa getirmiştir. Abbas’ın 13 Nisan’da hazırladığı kabine listesini Arafat’a sunmasının ardından ilk anlaşmazlıklar ortaya çıkmıştır. Abbas’ın, Filistin direnişine ağır darbe vurmayı ve direnişi tamamen tasfiye etmeyi planlayan ABD’nin ve İsrail’in istekleri doğrultusunda Muhammed Dahlan’ı İçişleri Bakanlığı’na getirmesine Arafat itiraz etmiş; sonuçta Abbas hem Başbakanlık hem de İçişleri Bakanlığı görevini üstlenirken, Dahlan’ı da İçişlerinden Sorumlu Devlet Bakanlığı’na getirerek meseleyi çözmeye çalışmıştır. Ayrıca, güvenlik birimlerinin kontrolü konusunda da Arafat ile Abbas arasında mücadele yaşanmış; Abbas bu birimlerin tümünün kendi kontrolü altında olmasını isterken, Arafat sekiz birimden dördünün kontrolünü vermeyi reddetmiştir. Bunların yanı sıra İsrail’in kuşatmaya ve suikastlara devam etmesi, Yol Haritası’nda öngörülen yapıcı adımları atmada isteksiz davranması ve uluslararası toplum ile ABD yönetiminin bu konuda İsrail’e ciddi bir baskı yapmaması Abbas’ı oldukça rahatsız etmiştir. Halk desteğine sahip olmamasının bir sonucu olarak, içeride hükümet politikalarına yeterince destek bulamaması, hükümetin fonksiyonlarını yerine getirmesine engel olunması ve çeşitli tahriklere maruz kalması da Abbas’ın karşılaştığı diğer sıkıntılar olmuştur. Görevi esnasında bir yandan ABD-İsrail ikilisinin Filistin direnişini tasfiyesi konusunda yoğun baskılarına maruz kalırken, diğer yandan Arafat’ın engellemeleriyle karşılaşan ve onunla yetki mücadelesine giren Abbas, son olarak özerk yönetim parlamentosundaki el-Fetih mensubu milletvekillerinin aleyhinde verdikleri gensoru önergesinin görüşmeye alınmasının kabulü ardından, 6 Eylül’de istifa etmiştir.
Filistin’in ilk başbakanı olarak atanan Abbas’ın görev yaptığı 100 gün boyunca yaşanan en önemli gelişme, direniş örgütlerinin ilan ettikleri üç aylık şartlı ateşkestir. Başta Hamas, İslami Cihad ve El-Aksa Şehitleri Tugayı olmak üzere direniş örgütleri, Abbas hükümetinin uygulayacağı politikaların iç savaşa sebep olabileceği ihtimalini göz önüne alarak bunun önüne geçmek, İsrail’in asıl niyetini ortaya koymak, barışı engelleyen taraf olmadıklarını göstermek ve İsrail zindanlarında bulunan tutuklu ve mahkumların serbest bırakılmasını sağlamak üzere 29 Haziranda Abbas’ın ateşkes teklifini kabul etmişlerdir. Direniş örgütleri ateşkesi kabul ederlerken şu şartları ileri sürmüşlerdir:
İsrail, Filistinlilere yönelik tüm saldırılarına son vermeli, kutsal mekanlara yönelik saldırılarını derhal durdurmalı, Arafat’a yönelik kuşatmaya, suikastlara, katliamlara, ev yıkımlarına ve devlet terörüne son vermeli,
Filistinli 6.000 tutuklu ve mahkum serbest bırakılmalı,
Filistinli gruplar, İsrail bu şartları ihlal ettiği andan itibaren ateşkes kararlarından sorumlu olmayacaklar ve gerekeni yapacaklardır.
Ateşkes kararı, Filistin hükümetinin „şiddetin altyapısını yok etme“ konusundaki çabalarının iç savaşa yol açacağı yönündeki İsrail beklentilerini altüst etmiş ve İsrail’in özellikle Hamas ile İslami Cihad’ı tasfiye çabalarını zorlaştırmıştır. Ancak ateşkesi Filistinlilerin iç meselesi olarak gören ve bunu tanımayan İsrail, birkaç gün sonra bir el-Fetih mensubunu öldürmüştür ki bu, el-Fetih’e bağlı El-Aksa Şehitleri Tugayı’nın artık ateşkese bağlı olmadığını açıklamasıyla sonuçlanmıştır. İsrail’in saldırılarını ve Hamas ile İslami Cihad’ın üst düzey yetkililerine yönelik suikastlarını sürdürmesi ve bu suikastlara cevap olarak direniş örgütlerinin düzenlediği saldırılar sonucu ateşkes, 40 gün sonra 19 Ağustos’ta bozulmuştur. Bu tarihte Hamas’ın Kudüs’te düzenlediği saldırıda 21 İsraillinin ölmesinin ardından AB, uzunca bir süredir ABD’nin özellikle Hamas’ı ve liderlerini terör listesine alması ve finansal destek yollarını kesmesi yolunda yaptığı baskıya boyun eğmiştir. ABD desteğini tam olarak arkasına alan İsrail, Hamas’ı askeri – siyasi kanat ayrımı yapmaksızın bütünüyle yok etmek üzere hedef olarak aldığını açıklamıştır. Yara almadan kurtulan Abdülaziz el-Rantissi, yaralanan Mahmud Zehhar ve şehit olan İsmail Ebu Şenneb, Muhammed Hanbeli gibi siyasi ve askeri kanat liderlerinin yanı sıra İsrail, 6 Eylül’de Hamas’ın kurucusu ve manevi lideri Şeyh Ahmed Yasin ile yardımcısı İsmail Heniyye’yi hedef alan bir saldırı düzenlemiş ve bu saldırıdan Şeyh Ahmed Yasin ve İsmail Heniyye hafif yaralı olarak kurtulmuşlardır. Ayrıca İsrail, hem Yol Haritası’nın ilk aşamasında gerçekleştirmesi gereken güven artırıcı tedbirlerin bir parçası hem de Filistinli direniş örgütlerinin ateşkesi kabul ederken öne sürdükleri şartlardan biri olan Filistinli tutuklu ve mahkumların serbest bırakılması konusunda samimi olmadığını ortaya koymuştur. Zira serbest bırakılanların sayısı sınırlıdır ve bunların önemli bir kısmını cezasını tamamlamış veya tamamlamak üzere olanlar ile yargılanmadan bekletilenler teşkil etmiştir.
29 Mart 2002’den bu yana Filistinli direnişçileri şiddete teşvik ettiği suçlamasıyla Arafat’ı Ramallah’ta tecrit eden İsrail, diplomasi kurallarına aykırı olarak kendisini ziyaret eden yabancı ülke temsilcilerini de boykot ederek her yönden kuşatmıştır. İsrail’e yönelik intihar eylemlerinin ve Mahmud Abbas’ın istifasının ardından toplanan İsrail Güvenlik Kabinesi, 11 Eylül’de, Arafat’ı „barışın önünde en büyük engel“ olduğu gerekçesiyle sürgüne gönderme yönünde ilke kararı almıştır. Kararın yürürlüğe konmaması için 13 Eylül’de toplanan BMGK’dan ABD vetosu dolayısıyla karar çıkmamasının ardından, Genel Kurul 19 Eylül’de acil olarak toplanarak ezici bir çoğunlukla İsrail’in seçilmiş başkan Arafat’ı sınır dışı etmemesi ve güvenliğini tehdit etmemesi yönünde bir karar çıkarmıştır.
Abbas’ın 6 Eylül 2003’te istifasının ardından Arafat, yeni hükümeti kurma görevini kendisine daha yakın olan özerk yönetimin meclis başkanı Ahmed Kuraya’ya vermiştir. Ancak çok geçmeden yeni başbakan ile Arafat arasında da güvenlik güçlerine ilişkin anlaşmazlık ortaya çıkmıştır. Sonuçta iç savaş çıkmasından endişe eden Kuraya, Arafat’ın isteği doğrultusunda yeni İçişleri Bakanı’nı atamış ve 12 üyeli Ulusal Güvenlik Konseyi’ni İçişleri Bakanlığı yerine Arafat’a bağlamıştır. İki aylık güç mücadelesinin ardından 6 Kasım’da, 24 kişilik yeni kabine 13’e karşı 48 oyla Filistin meclisinden güvenoyu almıştır.
19 Ağustos 2003’te Kudüs’teki patlamanın ardından ilişkileri donduran İsrail ile yeniden görüşmeye başlamak için Kuraya bazı ön şartlar ileri sürmüş; ancak Şaron’un bu şartları reddetmesi dolayısıyla görüşme ertelenmiştir. Bu arada Şaron, Filistin tarafının „terörist örgütleri kökünden temizlememesi“ ve barış görüşmelerinin başlamaması durumunda, „tek taraflı hareket“e geçeceği yönünde bir ültimatom vermiştir. „Şaron Planı“ olarak adlandırılan „tek taraflı hareket“ kararının Yol Haritası’na alternatif en ciddi ve en kapsamlı girişim olan Cenevre Deklerasyonu’nun resmen açıklanmasının hemen öncesine denk düşmesi dikkat çekici bir noktadır. Ocak ayında İsrail Parlamentosu’nda 39’a karşı 51 oyla onaylanan „Şaron Planı“na göre; toplam 7.000 Yahudi’nin yaşadığı ve güvenliğini sağlamanın İsrail’e pahalıya mal olduğu Gazze’deki Yahudi yerleşimleri dağıtılırken, Batı Şeria’dakiler ilhak edilecektir. Ancak bu konuda yerleşimcilerden büyük tepki gelmiştir. Yerleşimciler herhangi bir yerleşim biriminin yıkılmasının savaş sebebi olacağı yönünde hükümeti tehdit etmişlerdir.
Aralık ayında Mısır İstihbarat Başkanı Ömer Süleyman’ın öncülüğünde, yeni bir ateşkes yolunda Filistinli direniş örgütleriyle görüşmeler yeniden başlamıştır. Ancak yeni kurulan Kuraya hükümetinin, hem uluslararası toplum önünde meşruiyet kazanmak için hem de Yol Haritası’ndaki yükümlülüklerine uyması konusunda ABD’nin Şaron’a baskı yapması için kullanmayı düşündüğü ateşkes görüşmeleri, başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Görüşmelerde direniş örgütlerinin İsrail içindeki saldırılarını durdurma, ancak Batı Şeria ve Gazze’deki yerleşimcilere ve askerlere yönelik saldırılarını devam ettirme yönündeki teklifleri kabul görmemiştir. Taraflar, ateşkes görüşmelerinin başarısızlığa uğramasının diyalogların kesilmesi anlamına gelmediğini vurgulamışlardır ki; bu da önümüzdeki dönemde bu yolda girişimlerin artarak devam edeceğini göstermektedir.
19 Kasım’da Rusya’nın hazırladığı ve Yol Haritası’nı Ortadoğu barış arayışında tercih edilir bir araç olarak gören 1515 sayılı karar, BMGK’dan oybirliği ile geçmiş ve böylece Yol Haritası taraflar için bağlayıcı hale gelmiştir. Bu karar, planın uygulanması sürecinde ABD’nin dışında herhangi bir etkin gücün rol almasını istemeyen İsrail’i oldukça rahatsız etmiş ve Şaron’un ikinci adamı olarak bilinen Ticaret Bakanı Ehud Olmert, İsrail’in kendisini bu kararla bağlayıcı hissetmediğini vurgulamıştır. Öte yandan, 3 Aralık 2003 tarihinde BM Genel Kurulu’ndan Filistin sorununa ilişkin beş ayrı karar çıkmıştır. Kararlardan ilki, Güvenlik Konseyi’nin 1515 sayılı kararını onaylar mahiyette olup, Filistin-İsrail çatışmasının barışçıl yollarla ve iki devletli çözüm prensibi çerçevesinde çözümlenmesi ve tarafların Yol Haritası’ndaki yükümlülüklerini yerine getirmesi çağrısı yapılmaktadır (160 kabul, 6 ret ve 5 çekimser). İkinci karar, İsrail’in Kudüs üzerinde hukuki ve idari denetim sağlama konusundaki çabalarını illegal ve geçersiz sayan ve Kudüs’te diplomatik misyon açan devletleri eleştiren karardır (155 kabul ve 8 red). Diğer bir karar da İsrail’in 1967’de işgal ettiği Golan Tepesi’nden çekilmesi istenmektedir (104 kabul, 5 ret ve 61 çekimser). Diğer kararlar ise Filistin halkını destekler mahiyettedir.