Suudi Barış Planı
Suudi Barış Planı
Suudi Arabistan tarafından ortaya konan „Ortadoğu Barış Planı“ aslında içerik itibariyle Arap dünyasının çok da yabancı olmadığı bir barış taslağı olarak gözükmektedir. Ancak dünya kamuoyunda Ortadoğu Barış Planı’nın bu kadar geniş yankı uyandırmasının nedeni, metnin içeriğinden değil, planı ortaya koyanın Suudi Arabistan olmasından kaynaklanmıştır. Suudi Arabistan’ın ABD ile yakın bir işbirliği içerisinde bulunması, zaman zaman Arap ülkeleri tarafından eleştirilmesine ve kararlarının ciddiye alınmamasına neden olmaktadır. Filistin sorununun tırmandığı bir dönemde ABD’nin İsrail’e herhangi bir baskıda bulunmaması, Suudi Arabistan’ı zor durumda bırakmıştır. Ayrıca 11 Eylül saldırılarının ardından olayla ilgili olarak adı geçenler arasında Suudi asıllı kişilerin yoğunlukta olması, Suudi Arabistan’ı ABD ile ilişkilerinin geleceği konusunda endişeye sevketmiştir. Bütün bunlar göz önüne alındığında Suudi Arabistan’ın böyle bir zamanda bir barış planı ortaya koyması kendisi için oldukça anlamlı gözükmektedir.
Beklendiği gibi, ABD, Suudi Barış Planı’na olumlu baktığını ifade etmiştir. ABD Başkanı George W. Bush, Suudi barış önerisini överek, girişiminden dolayı Prens Abdullah’a telefonla teşekkür etmiştir.
Filistin lideri Yaser Arafat da Suudi önerisini „çok sağlam bir plan“ olarak nitelendirmiştir. Arafat ayrıca planın uygulanabilmesi için ABD desteğinin şart olduğunu dile getirmiştir.
Suudi Arabistan’ın Veliaht Prensi Abdullah Bin Abdülaziz tarafından ortaya konan ve Nisan 2003’te ilan edilen Yol Haritası’nda taraflar arasında çözüme ulaşmada bir çerçeve olarak kabul edilen planın yedi maddesinde şunlar yer almaktadır:
İsrail’in Golan ve Lübnan’daki işgal edilmiş topraklar dahil, 1967’de işgal ettiği topraklardan çekilmesi,
Başkenti Kudüs olan bir Filistin Devleti’nin kurulması,
BM’nin 1948’de kabul ettiği 194 sayılı karara uygun olarak Filistin mülteci sorununa adil bir çözüm bulunması,
İsrail ile ilişkilerin normalleşmesi,
Arap barış planının İsrail kamuoyunda duyurulması,
BM Güvenlik Konseyi’nin 1397 sayılı kararının uygun şekilde karşılanması,
Arap Zirvesi Başkanlığı ve Arap Birliği Genel Sekreterliği’nin ve her zirveden sonra birçok Arap ülkesi tarafından oluşturulan izleme komitesinin barış girişiminin işleyişini takip etmekle görevlendirilmesi.
Yapılan birkaç değişiklikle 27 Mart 2002 tarihinde Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta gerçekleştirilen Arap Birliği Zirvesi’nde onaylanan Suudi Barış Planı, Lübnan ve Suriye tarafından endişe ile karşılanmıştır. Sınırları içerisinde 1948 yılından bu yana 370.000 civarında Filistinli mültecinin yaşadığı Lübnan için en önemli mesele mülteciler meselesidir. Bu nedenle Lübnan, mültecilerin kendi topraklarına dönmesine izin verilmesinin şart olduğunu savunmaktadır. Suudi Barış Planı’nda BM’nin 1949 yılında mültecilerle ilgili olarak aldığı karara uyması istense de, bunu yeterli görmeyen dönemin Lübnan Devlet Başkanı Emil Lahud, Lübnan Anayasası’nın mültecilerin bulundukları ülkede yerleşmesine imkan vermediğini belirterek, bu yönde bir maddenin bulunmasını talep etmiştir. Bunun üzerine metinde „mültecileri barındıran ülkelerin çıkarlarına aykırı bir çözümün benimsenmemesi“ ifadesine yer verilmiştir. Suriye ise Ortadoğu’da kalıcı bir barışın sağlanması için İsrail’in Golan Tepeleri’nden çekilmesinin şart olduğunu ifade etmiştir. Lübnan ve Suriye’nin bir diğer endişesi ise İsrail’in tanınması ve Filistin topraklarından çekilmesine ilişkin olmuştur. Zira önce Arap dünyasının İsrail’i tanıması durumunda, İsrail’in anlaşmayı bozarak Filistin topraklarından çekilmemesi ihtimali vardır.
Suudi Barış Planı’na en büyük tepkiyi beklenildiği gibi İsrail göstermiştir. İsrail barış için öncelikle şiddet olaylarının durması ve güvenli bir ortamın sağlanması gerektiğini vurgulamıştır. Ayrıca Filistinli mülteciler konusunda İsrail, „hem bağımsız Filistin devletinin tanınması hem de Filistinli mültecilerin dönüşüne izin verilmesinin mümkün olmadığını“ ifade etmiştir.
Suudi Barış Planı’nda bazı ifadelerin çok net olmaması da İsrail’in endişelerini artırmıştır. 1991 Madrid Anlaşması’nda belirtilenlerin dışında Arap tarafına devredilecek bölgelerdeki İsrail yerleşim birimlerinin güvenliğinin sağlanması, karşılıklı arazi değişimi gibi konular tam olarak belirlenmemiştir. İsrail halen temiz su ihtiyacının %20’sini Golan Tepeleri’nden karşılamaktadır. İsrail’in bu bölgeden çekilmeyi kabul etmesi kendi çıkarları açısından oldukça güçtür. Sonuç olarak, hem İsrail tarafı hem de Filistin tarafı ilk etapta plana yakın ilgi göstermiş olmalarına rağmen uygulanabilirliği konusunda olumsuz düşüncelerini ifade etmekten çekinmemişler; İsrail ayrıca, Ortadoğu Yol Haritası’nda bu plana yapılan referansın kaldırılması talebinde bulunmuştur.