Ortadoğu Yol Haritası
Yol Haritası; Ortadoğu Dörtlüsü (Quartet = ABD, Rusya, AB ve BM) tarafından hazırlanan ve 2005 yılına kadar Ortadoğu’daki çatışmaya iki devlet prensibi çerçevesinde son vermeyi amaçlayan, performans temelli bir plandır.
ABD Başkanı George W. Bush’un 24 Haziran 2002’de yaptığı ve Filistin-İsrail çatışmasının „iki devlet“ prensibi çerçevesinde çözülmesi gerektiğini vurguladığı konuşması, Yol Haritası’nın temelini teşkil etmiştir. Bu çerçevede Ortadoğu Dörtlüsü kalıcı bir barış için ilk Yol Haritası’nı 17 Eylül 2002’de açıklamış, ancak tarafların yoğun itirazı ile karşılaşmıştır. Ekim 2002’de ABD Başkanı Bush, daha detaylı olan ve tarafların taleplerini de dikkate alan kendi Yol Haritası’nı ilan etmiş, ardından aralık ayında Ortadoğu Dörtlüsü revize ettikleri Yol Haritası’nı yeniden sunmuşlardır. Tarafların taleplerini karşılayamayan bu girişimler sonuçsuz kalmıştır. Özellikle Irak’ın işgalini takiben, dörtlü grup içerisindeki ayrılıklar iyice gün yüzüne çıkmıştır. AB Yol Haritası’nın yeni haliyle yayınlanması için ABD’ye baskılarını yoğunlaştırmış; ancak Amerikan yönetimi, reformları başlatmak üzere yeni bir Filistin başbakanı atanana kadar planı yayınlamayacağı konusunda ısrar etmiştir. Yoğun uluslararası baskılar sonucu Arafat’ın Mahmud Abbas’ı halk desteği olmamasına rağmen başbakan olarak atamasının ve 30 Nisan 2003’te Abbas’ın meclisten güvenoyu almasının ardından aynı gün, Yol Haritası düzeltilmiş olarak yeniden taraflara sunulmuştur. Abbas başkanlığında Filistin tarafı planı koşulsuz olarak kabul ederken, İsrail tarafı 14 çekince ileri sürmüştür.
Tarafların bu planı kabul etmelerinin pek çok sebebi vardır. İlk olarak, II. İntifada sürecinde İsrail’in ekonomik durumu ciddi bir şekilde bozulmuş, 1983’ten bu yana en büyük gerileme ile karşı karşıya kalmıştır. Bütçeden askeri harcamalar için ayrılan pay ciddi oranda artmıştır. Filistin direnişini tasfiye edebilmek için her yola başvuran ve şiddeti son raddesine kadar kullanan, ancak yine de başarısız kalan İsrail; tasfiye işlemini Filistin yönetimine bırakarak, bunun getirdiği maddi ve manevi yüklerden kurtulmak istemektedir. Zira sonu gelmeyen direniş dolayısıyla İsrail askerleri arasında psikolojik problemler artmış, hatta ordudan firar edenler ve Filistin topraklarını bombalamak istemeyen vicdani redçiler olmuştur. İsrail işgal devleti bu konuda oldukça endişelidir; zira Lübnan’dan çekilmesinin ilk sebebi askerlerdeki moral kaybı ve psikolojik sorunlardı. Bunun yanı sıra, II İntifada İsrail halkının da morallerini bozmuş, geleceğe yönelik güvenlerini tamamen sarsmıştır. İsrail yönetimini oldukça endişelendiren ve devletin Yahudi karakterinin seyrelmesi anlamına gelen tersine göçe dahi maruz kalmıştır. Ayrıca, dünya kamuoyundaki imajı giderek kötüleşen İsrail, kendisini barış taraftarı ve Filistin tarafını da uzlaşmaz taraf olarak göstererek bozulan imajını düzeltme çabasındadır. İsrail bu planla, Filistin direnişini kırma ve Arafat’ı saf dışı bırakarak kendisine yakın yeni yöneticileri muhatap alma arzusundadır. Hepsinden önemlisi İsrail, önceki barış süreçlerinde olduğu gibi işgallerini barış yoluyla meşrulaştırmak ve bu şekilde kazandıklarını Filistin tarafına da onaylatmak niyetindedir. İntifada sürecinde Filistin tarafı ise ağır kayıplar vermiş, İsrail tüm altyapılarını yok etmiş, ekonomik faaliyetler ise durma noktasına gelmiştir. 11 Eylül’ün ardından Filistin halkının verdiği mücadele ABD’nin ve İsrail’in girişimleriyle terör kapsamı içine alınmıştır. Mücadeleyi maddi ve manevi yönden destekleyen ülkeler (Irak, İran, Suriye ve Suudi Arabistan) ise teröre destek suçlamasına maruz kalarak ABD namlularının üzerlerine çevrilmesiyle, kendi dertlerine düşmüşlerdi. Bu durum, gerek sivillere gerekse direniş örgütlerine yaptıkları yardımların ciddi oranda azalmasına sebep olmuş ve bu ülkeler, direniş örgütlerinin kendi topraklarında bulunan bürolarını kapatma baskısıyla karşı karşıya kalmışlardır. Filistin tarafının en zayıf ve en yalnız durumda olduğu bir dönemde „barış“ın gündeme getirilmesi, müzakerelerde pazarlık paylarını İsrail’e göre oldukça düşürmektedir. Bu planın kabul edilmesi konusunda taraflara yoğun uluslararası baskı yapılmış olsa da, asıl baskı ABD’den gelmiştir. Zira ABD Ortadoğu’da hegemonyasını güçlendirme ve diğer aktörlerin Ortadoğu’da inisiyatifi ele alarak söz sahibi olmalarını engelleme çabasındadır. Üstelik Bush yönetimi diğer yerlerdeki askeri maceralarına karşı oluşan uluslararası tepkileri ve tehditleri Arap-İsrail barışı örtüsüyle yumuşatma ihtiyacı duymaktadır. Zira özellikle Irak’ı işgal ile birlikte bölgede ABD karşıtlığı en yüksek seviyelerine ulaşmıştır.
Ortadoğu’da kalıcı barışı sağlama amacıyla hazırlanan Yol Haritası üç aşamalı bir plandır;
Birinci aşama, şiddete son verilmesinin, Filistin’de hayatın normalleşmesinin ve Filistin kurumlarının yeniden inşasının öngörüldüğü Mayıs 2003’e kadar olan dönemdir.
İkinci aşama geçiş dönemi niteliğinde olup, Haziran-Aralık 2003 dönemini kapsamaktadır.
Üçüncü aşama ise, Nihai Statü Anlaşması’nın imzalanmasının ve Filistin-İsrail çatışmasının sona ermesinin öngörüldüğü 2004-2005 dönemini içermektedir.
Aşamalar arasında geçiş için zaman çizelgesi ortaya konmuş olsa da, gerçekte bu plan performansa dayalıdır ve geçiş için şartların uygun olup olmadığına Ortadoğu Dörtlüsü karar verecektir.
Planda Filistin tarafından İsrail’e yönelik tüm şiddet eylemlerini durdurması, kapsamlı reformlar yapması ve plandan sorumlu Ortadoğu Dörtlüsü’nün ve İsrail’in isteklerini karşılayacak bir hükümet kurması beklenirken; İsrail tarafından Filistinlilerin insani durumunu iyileştirecek önlemler alması, yeni yerleşim birimi inşasını dondurması ve zaman içinde işgal ettiği topraklardan geri çekilmesi istenmektedir. Taraflar arasında çözüme; Madrid Konferansı temelleri, barış için toprak prensibi, BM Güvenlik Konseyi’nin 242, 338,1397 sayılı kararları, taraflarca önceden yapılmış anlaşmalar ve Suudi Kraliyet Prensi Abdullah’ın teklifiyle Beyrut Arap Zirvesi’nde onaylanan girişim çerçevesinde ulaşılacağı vurgulanmaktadır. Planın içeriğini şu şekilde özetlemek mümkündür:
I. AşamaFilistinliler derhal ve koşulsuz olarak tüm şiddeti durdurmalı, İsrail tarafı ise destekleyici iyi niyet girişimlerinde bulunmalı.Arap ülkeleri terörü doğrudan veya dolaylı olarak destekleyen gruplara yönelik her türlü yardımı kesmeli.Taraflar başlangıçta, birbirlerinin varolma haklarını tekrarlayan ve birbirlerine karşı şiddete ve tahrike son verme çağrısında bulunan demeçler yayınlamalı.Filistin ve İsrail, terör ve şiddeti sona erdirmek için Tenet Planı çerçevesinde Filistin güvenlik kurumlarının yeniden yapılandırılması konusunda işbirliğine devam etmeli.Filistinliler, kurulacak Filistin Devleti’nin altyapısını oluşturan anayasa taslağı ile, serbest, adil ve açık seçimleri de içine alan kapsamlı siyasi reformlar yapmalı.İsrail, Filistin’de hayatı normale döndürecek tedbirler almalı.İsrail 28 Eylül 2000 tarihinden itibaren işgal ettiği Filistin topraklarından çekilmeli.İsrail Mitchell Raporu doğrultusunda bütün yerleşim faaliyetlerini dondurmalı, Mart 2001’den bu yana inşa edilen tüm yerleşim birimlerini boşaltmalı.Batı Şeria ve Gazze’de ekonomik gelişimin sağlanması için bağışa dayalı yardım girişimi başlatılmalı.II. AşamaFilistin seçimleriyle başlayan bu aşamanın özerkliğe ve geçici sınırlara sahip bir Filistin Devleti’nin kurulmasıyla sona ermesi planlanmaktadır.Ortadoğu Dörtlüsü’nün katılacağı uluslararası bir konferans düzenlenmesi öngörülmektedir.Arap devletlerinin İsrail ile II. İntifada öncesi ilişkilerini yeniden tesis etmesi istenmektedir.III. AşamaOrtadoğu Dörtlüsü 2005 yılında, İsrail ile Filistin arasında yapılacak olan ve sınırlar, Kudüs, mülteciler, yerleşimciler konularını içeren anlaşmayı onaylayacak bir uluslararası konferans düzenleyecektir.Bu konferansta İsrail-Lübnan ve İsrail-Suriye arasında Ortadoğu’da kalıcı bir barışı sağlayacak görüşmelere destek verilecektir.Taraflar, BM Güvenlik Konseyi’nin 242, 338 ve 1397 sayılı kararlarını esas alarak, 1967’de başlayan işgalin bitirilmesi, üzerinde uzlaşılan, adil, gerçekçi bir şekilde mülteci konusunun çözülmesi, siyasi ve dini tarafları dikkate alarak ve dünya çapında Yahudi, Hristiyan ve Müslümanların duyarlılıklarını göz önünde tutarak Kudüs meselesinin çözülmesi konularını içine alan kapsamlı ve kalıcı bir Filistin-İsrail barışına 2005 yılında ulaşacaktır.Arap devletlerinin İsrail ile tamamen normal ilişki kurmayı kabul etmeleri ve kapsamlı Arap-İsrail barışı çerçevesinde bölgedeki tüm ülkelerde güvenliğin sağlanması ile bölgesel bir barışa ulaşılacaktır.Yol Haritası’nın ilk aşamasında Filistin tarafından derhal ve koşulsuz olarak tüm şiddeti durdurması, terör (!) ile bağlantısı olanlara karşı etkili ve sürekli operasyonlar düzenlemesi, yasa dışı tüm silahlara el koyması istenmektedir ki; bu, Filistin direnişinin tüm imkanlarının ellerinden alınarak ve her türlü dış yardımdan mahrum bırakılarak, İsrail’e bağımlı hale getirilmesi anlamına gelmektedir. Bunun yanı sıra Filistin Devleti’nin altyapısını oluşturacak bir anayasa taslağının hazırlanması, serbest, adil ve açık seçimleri de içine alan kapsamlı siyasi reformların yapılması, Filistin kurumlarının yeniden yapılandırılması çerçevesinde yürütme yetkisine sahip bir başbakanın ve kabinenin atanması ve böylece Arafat’ın tamamen dışlanması planlanmaktadır. Bu safhada İsrail’den beklenen ise; sınır dışı etme, sivillere saldırma, istimlak, evleri yıkma, mallara zarar verme, sokağa çıkma yasağı gibi güven sarsıcı eylemlerden kaçınarak, Filistinlilerin hayatlarını normale döndürecek iyi niyet girişimlerinde bulunması ve safha ilerledikçe İsrail ordusunun 28 Eylül 2000’den beri işgal ettiği alanlardan aşamalı olarak geri çekilmesidir. Ayrıca İsrail’in yerleşim yerleri konusunda faaliyetlerini dondurması ve Şaron’un Mart 2001’de göreve gelmesinin ardından kurulan tüm „yasadışı“ yerleşimlerin derhal boşaltılması istenmektedir ki bu, Batı Şeria’daki ve Gazze’deki 250’ye yakın yerleşim yerinin sadece 60’ını kapsamaktadır. Filistin direnişi tam anlamıyla bitmedikçe, seçimlerle başlaması öngörülen ikinci aşamaya geçilemeyecektir. İkinci aşamada İsrail, işgal ettiği özerk yönetim topraklarından çekilmesini tamamlayacaktır. Filistin’de hayatın normalleşmesi süreci devam edecek, yeni anayasaya son şekli verilerek onaylanacak, reformlar pekiştirilecek ve bu aşama geçici sınırlar içinde özerkliğe sahip bir Filistin devletinin kurulmasıyla sona erecektir. Filistin devletinin kurulma sürecini başlatmak üzere uluslararası bir konferans düzenlenecek; konferansta bölgesel su kaynakları, ekonomik gelişme, mülteciler ve silah denetimi konuları ele alınacaktır. Ayrıca bu aşamada Arap devletlerinden İsrail ile İntifada öncesi ilişkilerini yeniden tesis etmeleri istenmektedir. 2004’ün başında sınırları geçici olarak belirlenmiş bir Filistin devletinin kurulmasının ardından üçüncü aşamada; sınırlar, Kudüs, mülteciler ve yerleşimler dahil kalıcı ve kapsayıcı iki devletli çözüm için Filistin ve İsrail arasında nihai statü görüşmeleri başlayacak ve 2005 yılında anlaşmanın imzalanması için II. uluslararası konferans düzenlenecektir. Bu konferansta Ortadoğu’da kalıcı bir barış için İsrail-Lübnan ve İsrail-Suriye arasındaki ilişkiler de ele alınacaktır. Bu süreçte reformlar sağlamlaştırılacak ve Filistin kurumları istikrarlı bir hale getirilecektir. Yol Haritası nihai olarak Arap devletleriyle İsrail arasındaki ilişkinin tamamen normalleşmesini ve bölgede tam anlamıyla güvenliğin sağlanmasını hedeflemektedir ki; böylece, İsrail bölgedeki tartışmalı konumundan kurtulacak, tüm işgallerini meşrulaşacak ve bölgede rahat bir nefes alacaktır.
Yol Haritası daha önceki barış girişimleri gibi bölgeye barış getirmekten oldukça uzaktır. Asıl yükün Filistinlilere yüklendiği, İsrail tarafından ise sadece işbirliğinin beklendiği bu asimetrik plan, geleceğe ilişkin olarak ipleri İsrail’in eline vermektedir. Planda Filistinlilerin yükümlülüklerine ilişkin sert ve ayrıntılı ifadelere yer verilirken, İsrail’in yükümlülüklerine ilişkin ifadeler oldukça yumuşak ve her türlü yoruma açıktır. Plan İsrail’in istediği gibi Filistin direnişinin tamamen kırılmasına odaklanmış ve bu, diğer alanlarda atılacak herhangi bir adımın ön şartı olarak vurgulanmıştır. Bu durum müzakere sürecinde Filistin tarafının elini kolunu bağlayacak ve pazarlık unsurlarını kaybetmelerine neden olacaktır.
Plan, meselenin esasını teşkil eden Kudüs, mülteciler ve sınırlar konusunda herhangi bir çözüm getirmemekte, bu konuları 2005 yılına erteleyerek Filistin tarafını oyalamaktadır. Batı Şeria çevresinde inşa edilen ve tamamlandığında 300.000 Filistinlinin topraklarını kaybedecekleri sözde „güvenlik duvarı“ndan planda hiç bahsedilmemektedir. Planın vadettiği ancak garanti etmediği „Filistin otoritesi“ ise devlet olmaktan oldukça uzak, sembolik bir yapı mahiyetindedir. Zira sınırları belirsiz ve tam egemenliğe sahip olmayan bu „devlet“, uluslararası hukukta öngörülen devlet tanımına dahi uymamaktadır. Kısmi özerklik karşılığında işgal gerçeğinin üstü örtülecektir. Ayrıca devlet için ön şart olan „şiddeti durdurma“ ve İsrail’in çekincelerinde öne sürdüğü „mutlak sükunet“ ifadeleri oldukça muğlaktır.
İsrail’in süreci sabote etmek için bu konuyu bahane etmesi kuvvetle muhtemeldir. Bunun yanı sıra kapsamlı ve kalıcı bir barış için referans noktası olarak sunulan BM Güvenlik Konseyi’nin 242, 338,1397 sayılı karaları ve diğerleri, taraflarca farklı yorumlanmaktadır. Ayrıca plana uyup uymamanın objektif kriterleri ve uymamanın beraberinde getirebileceği herhangi bir müeyyide planda belirtilmemiştir. Bu haliyle önceki anlaşmalara ve kararlara benzeyen Yol Haritası’nın başarısız olma ihtimali oldukça yüksektir. Bunların ötesinde, ABD’nin de ekseriyetle kabul ettiği ve planın uygulanması sürecinde tamamen ve ciddi bir şekilde dikkate alınacağını deklare ettiği İsrail’in çekinceleri, planı Filistinliler açısından tamamen anlamsız hale getirmektedir. İsrail’den beklenen tavizler ise taviz olmaktan oldukça uzaktır. Nitekim Haaretz gazetesinde yayınlanan şu ifadeler, verilecek tavizlerin ne anlama geldiğini yansıtmaktadır: „Birkaç ileri karakolu ve yerleşim yerini terk etmek Şaron için problem teşkil etmeyecek. İktidara geldiğinden beri zaten 62 yeni yerleşim birimi inşa etmişti... 5.000 Filistinli bizim hapishanelerimizde mahkumken, birkaç yüz tanesinin serbest bırakılması da problem olmayacak.“
Yol Haritası mevcut haliyle bile Filistinlilerin aleyhine iken, Şaron’un ABD baskıları sonucu planı kabul ettiğini açıkladığı 23 Mayıs 2003 tarihinin ardından İsrail hükümeti, 25 Mayıs 2003’te, 14 maddelik çekinceler listesi ve Filistinli mültecilerin dönüş hakkının reddedildiği ayrı bir karar ile birlikte planı onaylamıştır. Planın içini boşaltan çekinceler listesi, İsrail’in niyetinin tıpkı önceki süreçlerde olduğu gibi Ortadoğu’da kalıcı barışı sağlama olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. İsrail’in Yol Haritası’na ilişkin çekinceleri şu şekilde özetlenebilir:
Sürecin başlangıcında ve süreç boyunca önkoşul, „mutlak sükunet“in sağlanmasıdır. Filistin tarafı mevcut güvenlik birimlerini dağıtarak, terör, şiddet ve tahrik ile tam anlamıyla mücadele edecek yeni birimler kurmak için güvenlik reformlarını tamamlayacaktır. İkinci aşamaya geçiş için terör örgütleri ve altyapıları tamamen dağıtılacak, illegal silahlar toplanacak, silah kaçakçılığı ve Filistin topraklarındaki silah üretimi durdurulacak ve gerekli tüm kurumlar harekete geçirilecektir. Yol Haritası’nda İsrail’in Filistinlilere karşı tahriki ve şiddeti durdurması doğrultusundaki ifade de kullanılmayacaktır.
Aşamalar arasında geçiş zaman çizelgesine değil, performansa dayalı olacaktır.
İkinci aşamaya giden yolda, yönetim reformu çerçevesinde Filistin otoritesinde yeni ve farklı bir liderliğin ortaya çıkması şarttır. Filistin Yasama Konseyi, İsrail ile koordineli olarak yapılacak bir seçimle belirlenecektir.
Ortadoğu Dörtlüsü’nün oluşturacağı izleme mekanizması, ABD yönetiminde olacaktır.
Geçici Filistin Devleti’nin niteliği, Filistin Otoritesi ile İsrail arasında yapılacak müzakereler sonucu belirlenecektir. Geçici devlet; geçici sınırlara ve egemenliğin belirli bir kısmına sahip olacak, sınırlı alanda ve sınırlı silaha sahip polis ve iç güvenlik güçleri haricinde tam anlamıyla silahsızlandırılacak, savunma ittifakı ve askeri işbirliği yapma yetkisine sahip olmayacak, tüm insanların ve eşyaların giriş-çıkışı ile hava sahası İsrail kontrolünde olacaktır.
Her aşamada İsrail’in Yahudi devleti olarak var olma hakkı ve Filistinli mültecilerin İsrail devletine dönüş hakkından vazgeçildiği belirtilecektir.
Süreç sonunda sadece çatışmalar değil, tarafların bütün iddiaları da bitecektir.
ABD Başkanı Bush’un 24 Haziran’da yaptığı konuşma çerçevesinde, doğrudan görüşmeler yoluyla bir anlaşmaya varılacaktır.
Kudüs, Batı Şeria ve Gazze’deki yerleşim birimleri (yerleşimlerin dondurulması ve yasadışı ileri karakollar hariç), Filistin Otoritesi’nin statüsü ve Kudüs’teki kurumları ile nihai statü görüşmelerine bırakılan diğer konular, müzakere konusu olmayacaktır.
242 ve 338 sayılı BM kararları dışındaki diğer kararlar referans olarak alınmayacaktır. Yol Haritası’na dayanan anlaşma, geçerliliğini kendisinden alan bağımsız bir anlaşma niteliğinde olacaktır.
Filistin otoritesinin reform süreci teşvik edilecektir.
İsrail kuvvetlerinin Eylül 2000’deki sınırlara çekilmesi mutlak sükunet şartına bağlı olsa da, oluşacak yeni şartlar ve doğacak ihtiyaçlar da çekilme konusunda dikkate alınacaktır.
İsrail, güvenlik şartlarına bağlı olarak, Filistinlilerin hayatlarını normale döndürmek için çalışacaktır.
Arap devletleri terörist faaliyetleri kınayarak barış sürecine katkıda bulunacaktır. Filistin barış süreciyle diğer süreçler (Suriye ve Lübnan) arasında bir ilişki kurulmayacaktır.
İsrail, Yol Haritası’nı kabul ettiğini deklare ettiği 23 Mayıs’tan bu yana planı ihlal etmeye devam etmektedir. Tüm uluslararası tepkilere rağmen Batı Şeria’nın çevresini duvarlar ile çevirmeye devam eden İsrail, 23 Ekim 2003 tarihinde Yol Haritası’na uymayacağının yeni bir sinyalini daha vermiştir. Nablus’un kuzeyindeki Karnei Şomron yerleşiminde 143, Kudüs yakınlarındaki Givat Zev’de 180 evin inşası için ihale açılmıştır. Böylece 2003 yılının başından bu yana inşa edilen evlerin sayısı 1627’ye ulaşacaktır. İsrailli yetkililer ise her zaman olduğu gibi, bunun Yol Haritası’nı ihlal anlamı taşımadığını iddia etmektedir. Öte yandan İsrail’in yerleşim karşıtı izleme örgütü Peace Now, Kasım ayında yayınladığı raporunda, 4 Haziran’da yapılan Akabe Zirvesi’nde Şaron’un Yol Haritası’na destek vermesinin ardından medya önünde yıktırdığı sekiz ileri karakoldan beşinin yeniden inşa edildiğini belirtmiştir. Bunun yanı sıra, İsrail hükümeti Ekim ayında gayrimeşru kabul edilen Batı Şeria’daki sekiz ileri karakola „kanuni“ statüsü vermiştir. Bu arada Yol Haritası’nı görüşmek üzere 15 Temmuz 2003 tarihinde toplanan İsrail Parlamentosu, 1967’de işgal ettikleri Batı Şeria, Gazze ve Doğu Kudüs’ün, ne tarihi açıdan, ne uluslararası hukuk ne de İsrail devletinin altına imza koyduğu antlaşmalar açısından „işgal edilmemiş“ olduğu yönünde karar çıkarmıştır. Kararda ayrıca, İsrail hükümetinin yerleşim yerlerini güçlendirme konusunda çabalarını sürdürmesi ve yerleşimcilerin de inşaatlarına devam etmesi yolunda çağrı yapılarak, Yahudi yerleşimlerine verilen destek net bir şekilde ortaya konmuştur.
Yol Haritası’nın hayata geçirilmesi ile alakalı olarak 3-4 Haziran 2003 tarihinde Mısır’ın Şarm el-Şeyh kasabasında, 5 Haziran’da ise Ürdün’ün Akabe kentinde toplanan iki zirve oldukça önemlidir. Bunlardan ilki Bush ile Amerikan yanlısı Arap yönetimleri (Filistin’in yeni başbakanı Mahmut Abbas ile Mısır, Ürdün, Bahreyn ve Suudi Arabistan) arasında gerçekleşmiştir ki; böylece ilk kez Ortadoğu’da herhangi bir barış için en önemli iki devlet (Suriye ve Lübnan) dışlanmış ve Arap devletleri ABD yanlıları ve karşıtları olarak resmen ikiye ayrılmıştır. Akabe Zirvesi’ne ise Bush, Şaron, Mahmud Abbas ve Kral Abdullah katılmıştır. Her iki zirvenin de amacı Filistin’i yeniden yapılandırarak Filistin direnişini tasfiye etmek ve bu süreçte Arap devletlerinden destek almaktır. Ancak Filistin halkının silahsızlandırılması ve mültecilerin geri dönüş hakkının engellenmesi gibi konuların görüşüldüğü bu zirveler, ihanet anlaşmaları olarak nitelendirilerek büyük tepki toplamışlardır. Akabe Zirvesi’nin sonuçlarını reddeden Hamas, İslami Cihad ve el-Aksa Şehitleri Tugayı zirve sonrasında artan İsrail saldırılarına misilleme olarak, ilk kez 9 Haziran’da İsrail’e yönelik ortak silahlı eylem gerçekleştirerek dört İsrail askerini öldürmüşlerdir.
Ortadoğu’da kalıcı bir barış için büyük umutlar beslenen Yol Haritası, önceki planlar gibi, kronikleşmiş Filistin-İsrail meselesine çözüm getirebilecek niteliklere sahip değildir. Zira İsrail işgali yerine Filistin direnişinin problem olarak görüldüğü bu plan, yeni bir şey ortaya koymamaktadır. Edward Said’in deyimiyle bir barış planı olmaktan ziyade pasifleştirme planı olan Yol Haritası, İsrail işgalinin daha da kurumsallaşmasını sağlayacaktır. ABD ve İsrail ikilisi bu planla, Filistin’i iyice köşeye sıkıştırmayı ve Filistin davasını tamamen tarihe gömmeyi amaçlamaktadır. Bu süreçte en büyük tehlike tıpkı Lübnan’da yaptıkları gibi, Filistin’i iç savaşa sürüklemeleridir.