Ürdündeki Filistinliler
Ürdün’ün öteden beri siyasi anlamda hassas bir konu olarak gördüğü Filistinlilerin toplam nüfus içinde oluşturdukları oran, uzun süredir tartışılan bir konudur. Resmi rakamlar Ürdün’de yaşayan Filistinli nüfusun %30’un üzerinde olmadığını söylemekle birlikte, konunun uzmanlarının verdiği rakamlar %50 ile 60 arasında değişmektedir. Bu oldukça çarpıcı bir rakamdır. Arap ülkeleri içinde en fazla Filistinli nüfus barındıran ülke Ürdün’dür. UNRWA’nın verdiği rakamlara bakılacak olursa, 14 Filistin kampının bulunduğu Ürdün’de yaşayan toplam Filistinli mülteci sayısı 1.463.064’tür ve ülke nüfusunun %33.3’ünü oluşturmaktadır. Mültecilerin yaklaşık %18.4’ü kamplarda yaşamaktadır. UNRWA’da kayıtlı mültecilerin yaklaşık %42’si Ürdün’de yaşamaktadır. Ürdün vatandaşı olan Filistinliler Ürdün pasaportu alabilmekte, seçimlerde oy kullanabilmekte, yüksek öğretim ve kamu sektöründe çalışmak gibi kamu haklarından yararlanabilmektedirler.
Ürdün’de bu kadar büyük bir oranda Filistinli nüfusun varlığı, Ürdün rejimi için sadece bir güvensizlik kaynağı olmakla kalmamış, aynı zamanda Filistin-İsrail sorununda Ürdün’ün izleyeceği politika üzerinde etkili olmuştur. Ürdün’de yaşayan Filistinlilerin taleplerini göz ardı ederek bir politika geliştirmek mümkün değildir, zira Filistinlilerin rejime olan sadakati rejimin devamı açısından oldukça önemlidir.
1967 yılındaki yenilginin ardından Ürdün, Batı Şeria ve Doğu Kudüs üzerinde tam egemenliğini yeniden sağlamayı amaçlayan bir dış politika takip etmiştir. Ürdün için her zaman Doğu Şeria ile Batı Şeria arasında kutsal bir bağ varolmuştur. Bu iki yakanın Ürdün yönetimi altında yeniden bir araya getirilmesi Ürdün’ün başlıca hedefleri arasındaydı. 1967 savaşından sonra bağımsız bir Filistin milliyetçiliğinin yükselişe geçtiği göz önünde bulundurulursa, Ürdün yönetiminin ülkesindeki Filistin halkını asimile etme planlarının suya düştüğü görülür. Ürdün yönetimi söz konusu dış politika hedefleri nedeniyle 1974 yılına kadar kendisinin Filistin halkının tek meşru temsilcisi olduğunu iddia eden FKÖ’yü desteklememiştir.
Ürdün’ün 1967’den itibaren Filistinlilerin geleceği konusunda söz sahibi olma planları, FKÖ tarafından sürekli engellendi. Bunun ilk örneği Ekim 1967’de Hartum’da yapılan Arap Zirvesi’nde yaşandı. Ürdün Kralı Hüseyin’in ve Mısır Devlet Başkanı Cemal Abdunnasır’ın, Arap devletlerinin İsrail karşısındaki tutumlarını yumuşatmaları konusunda yaptıkları telkinler FKÖ Başkanı Ahmet Şukeyri ve grubunun gösterdiği tepki ile engellendi. Şukeyri’ye göre, 1967 öncesi sınırları içinde bile olsa İsrail’le asla barış görüşmelerine oturulmamalıydı ve İsrail’in varlığı kabul edilmemeliydi.
1970’li yıllardan itibaren Ürdün, Filistin sorunu konusundaki tutumunu değiştirmeye başlamıştır. Ürdün Kralı, işgal altındaki topraklarda yaşayan Filistin halkının işgalden kurtulduktan sonra kendi kaderini tayin etme hakkının olduğunu kabul ettiğini açıklamıştır. Bu açıklama Ürdün dış politikasında büyük bir dönüşümün işareti olarak algılanmakla birlikte, sonraki zamanlarda ileri sürdüğü planlar, Ürdün’ün geleneksel amaçlarından vazgeçmediğini göstermiştir. Mart 1972 tarihli Birleşik Arap Krallığı (BAK) Planı bunlardan biridir. Plana göre Doğu Şeria ile kurtuluştan sonra Batı Şeria’da kurulacak bir Filistin oluşumu arasında bir federasyon kurulacak, her iki bölge özerk yapıda olacak ve her biri yasama ve yürütme organlarına sahip olacaktı. Ayrıca Kral Hüseyin’in başkanlığında bir merkezi yürütme organı bulunacak ve krallığın dış ilişkiler, savunma ve ekonomi politikalarından bu organ sorumlu olacaktı. Kral Hüseyin merkezi bir bakanlar kurulu ve her iki yakanın eşit olarak temsil edileceği ulusal bir meclisle birlikte çalışacaktı. Ayrıca plan, merkezi bir yüksek mahkemenin kurulmasını da içermekteydi. Ancak söz konusu plan FKÖ’nün, İsrail’in ve diğer Arap ülkelerinin büyük tepkileriyle karşılaşmıştır.
Ürdün Krallığı’nın 1974 yılından sonra 1967 öncesi statükoya dönüşü sağlamak için FKÖ ile birlikte hareket etme çabaları da Ürdün yönetimine pek fazla bir manevra alanı sağlayamamıştır. Ürdün’ün FKÖ’ye BM Güvenlik Konseyi’nin 242 nolu, İsrail’in 1967 öncesi sınırlarına geri dönmesi koşulunu içeren kararını ve bağımsız bir Filistin devleti oluşturulmadan önce Ürdün’le gelecekte bir konfederasyon kurma planını kabul ettirme çabaları, Filistin tarafında asla kabul edilemez olarak karşılanmış ve büyük tepki görmüştür. 1987 yılında başlayan I. İntifada hareketi de Filistinlilerin özgüvenini artırmış ve Ürdün’ün statükoya geri dönme tutkularından vazgeçmesinde etkili olmuştur.
Öyle görülüyor ki, Filistin-İsrail sorunu çözülene kadar hatta ondan daha sonra bile, Ortadoğu’da kurulacak yeni dengelere de bağlı olarak, Ürdün’de yaşayan Filistinli nüfus Ürdün’ün politikalarını etkilemeye devam edecektir.